SSS (Surekli Sorulan Sorular)

Ben akcığer kanserimiyim ? iyi bir doktor nerden bulabilirim? Hangi Hastanede Ameliyat olmalıyım? Ameliyat olmalımıyım ? Diğer Tedavi yontemleri Nelerdir? Aklınıza gelen her türlü sorular için en kısa zamanda Dr Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve CerrahisiEğitim ve Araştırma Hastanesi, 2. Göğüs Cerrahisi  hastanesine baş vurmanızı tavsiye ederim.

AKCIGER KANSERI 

Akciğer Kanseri Nedir ?
Akciger Kanseri
Akciğer kanseri nedir ?
Akciğerde genellikle kanserojen olarak bilinen etkenler nedeniyle akciğer dokusunun değişime uğraması, kötü huylu hücrelerin çoğalmasıyla yaşamı tehdit eden ve kanser olarak bilinen dokuların oluşmasıdır. Kanserli doku giderek çoğalır, genellikle göğüs boşluğu içinde veya akciğer dışına yayılırak insan hayatını tehlikeye sokar.
Akciğer kanserinde tedavi imkanları çok sınırlı ve bundan dolayı da teşhisten sonraki hayat beklentisi günümüzde bile 5 yılı çok zor geçmektedir.
Akciğer kanseri hangi cinsiyette sıktır ?
Erkeklerde en sık görülen kanser türü iken son yıllarda kadınlarda da sigara tüketimindeki artışa paralel sıklığı giderek artmaktadır. Sigara içmek erkeklerde riski 15-35 kat arttırır iken bu risk kadınlarda 35-85 kat olmaktadır.
Akciğer kanserinin görülme sıklığı nedir?
Kanser türleri içinde erkeklerde en sık, kadınlarda ise meme kanserinden sonra ikinci sıklıkta görülmektedir. Tüm dünyada en çok öldüren kanser türüdür. Her yıl yeni saptanan hastalarla birlikte akciğer kanseri sayısı hızla artmakta ve bu artış da en fazla gelişmekte olan ülkelerde olmaktadır. Artış hızı özellikle kadınlarda daha belirgindir.
Ülkemizde ise en sık görülen kanser türü olup en fazla erkeklerde ortaya çıkmaktadır. Sağlık bakanlığı verilerine göre her yıl yaklaşık 25.000 yeni akciğer kanseri hastası saptanmakta ve bu sayının yaklaşık 40.000’e kadar çıkabileceği de tahmin edilmektedir.
Akciğer kanserinin nedenleri nelerdir?
Başlıca nedeni sigaradır. Tüm akciğer kanserlerinin yaklaşık %90’ı tek başına sigaraya bağlıdır. Kişinin sigara içme süresi, içilen sigara miktarı, sigaraya başlama yaşı ve sigaranın tipine göre değişiklik göstermektedir.
Akciğer kanserinin ikinci önemli risk faktörü ise pasif içicilik olarak bilinen çevresel sigara maruziyeti veya dumanaltı olmaktır. Pasif sigara maruziyetinde risk ortalama 1.2-1.3 kat artmaktadır.
Ailesinde akciğer kanseri olan kişilerde risk artmaktadır. Ailesinde akciğer kanseri olan ve hiç sigara içmemiş bir kadında risk 2.8 kat artmış iken; ailesinde akciğer kanseri olan ve sigara içen bir kadında risk 30 kat arttmaktadır.
Asbestos denen tozlarla uğraşan işlerde çalışanlarda, çeşitli kimyasal maddelerle çalışılan iş kollarında çalışanlarda, daha önce akciğerden hastalık geçiren ve akciğerde nedbe dokusu gelişen kişilerde özellikle sigara kullanılması ile beraber akciğer kanseri riski artmaktadır.
Ayrıca motorlu taşıtlara, fabrika bacalarına bağlı hava kirliliklerinin, evlerde uygun olmayan şekilde odun-kömür yakarak ısınmanın kanser yapıcı maddelerin oluşmasına neden olduğu gösterilmiştir. Hava kirliliğinin akciğer kanseri riskini arttırabileceği düşünülmektedir ancak riskin derecesi belirlenememiştir.
Akciğer kanserinden korunmak mümkün mü?
Korunmanın en etkili yolu sigarayı bırakmaktır.
Ayrıca endüstride kullanılan bazı metal ve kimyasal maddelere karşı tedbirler almak, hava kirliliği ile mücadele, radyasyon maruziyetinden kaçınma korunma önlemleri olarak sayılabilir.
Akciğer kanserinde belirtiler nelerdir?
Hiçbir belirti vermeyen (semptomsuz-asemptomatik) dediğimiz durumdan hastalığın bulunduğu yere göre belirti veren (semptomatik) duruma kadar değişkenlik göstermektedir. En sık görülen ve bunlar olduğunda bir an önce doktora gitmeniz gereken belirtiler şunlardır:
Geçmeyen öksürük veya göğüs ağrısı, solunum sırasında hırıltı, hışıltı sesleri duyma, nefes darlığı, öksürükle ağızdan kan gelmesi veya kanlı balgam çıkarmak, ses kısıklığı veya boyunda ve yüzde şişlikler ortaya çıkması, kanser dokusunun göğüs içinde büyümesi sonucunda önemli organlara yaptığı basıya bağlı yutma güçlüğü, kalp yetmezliği gibi bulgular, en fazla yayıldığı beyin, karaciğer, kemik, böbrek üstü bezlerine göre belirtiler ile kanser hücreleri yayılmadığı halde vücutta yol açtığı birçok metabolik ve hormonal dengesizliğe bağlı semptomlar.
Akciğer kanseri teşhisi nasıl konulur?kanser
Doktorunuz bu hastalıktan kuşkulandığında birtakım tetkik, tahlil ve filmler isteyerek değerlendirecek ve teşhiş koyabilmek için akciğerden örnek almak isteyecektir. Örnek alma işlemi kimi hastada bronkoskopi denilen ve genellikle lokal anestezi altında ince yumuşak kıvrılabilen bir aletle soluk borusundan girilerek bronşlarınızın içinden olabileceği gibi bronkoskopinin ulaşması zor olan akciğer kısımlarında görüntüleme yöntemleri eşliğinde göğüs kafesinin dışından iğne ile de olabilmektedir.
Akciğer kanserinin hücre tipine göre kaç türü vardır ?
Hücrelerin mikroskop altındaki görüntülerine dayanarak başlıca iki tip akciğer kanseri vardır: Küçük hücreli akciğer kanseri (small cell) ve küçük hücreli dışı akciğer kanseri (non-small cell) olmak üzere 2 temel grupta ele alınır. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri, squamous, adenocarcinom ve büyük hücreli kanser alt gruplarından oluşur. Küçük hücreli ve küçük hücreli dışı akciğer kanserinin seyri ve tedavi yaklaşımı bazı farklılıklar gösterir.
Akciğer kanserinin tedavisinde neler yapılır?
Akciğer kanseri tedavisi multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Yani akciğer kanserli bir hastanın tedavisi ve takibi Göğüs Hastalıkları, Onkoloji, Radyasyon Onkolojisi ve Göğüs Cerrahisi uzmanlarının işbirliği ile kararlaştırılmalı ve yapılmalıdır.
Akciğer kanserli hastalarda üç çeşit tedavi seçeneği vardır. Cerrahi, kemoterapi (ilaç) ve radyasyon (ışın) tedavisi. Hastalıktan kurtulmak ve uygun tedavi yönteminin seçimi, kanserin bulunduğu evreye göre (sadece akciğerde mi yoksa başka bir yere yayılmış mı?) ve hastanın genel sağlık durumuna bağlıdır.
Küçük hücreli akciğer kanserli hastalar genellikle kemoterapi ve radyoterapi ile tedavi edilirken çok az ve seçilmiş hasta grubunda cerrahi uygulanabilmektedir.
Küçük hücreli dışı akciğer kanserinde ise erken evre olarak isimlendirilen evre 1 ve evre 2 hastalıkta cerrahi tedavi en etkili tedavi yöntemidir. İleri evreler olarak bilinen evre 3 ve evre 4 hastalıkta kemoterapi ve radyoterapi uygulanırken özellikle evre 3 hastalıkta ve çok az evre 4 hastalıkta seçilmiş uygun hastalarda cerrahi ile beraber kemoterapi ve/veya radyoterapi de kullanılabilmektedir.
Akciğer kanserli hastanın durumunu etkileyen faktörler nelerdir ?
Hastanın genel durumu, tümörün hangi evrede olduğu ve hücre yapısı, hastanın yaşı ve cinsiyeti, cerrahi ile çıkarılan alanın genişliği, cerrahi girişim sonrasında mikroskopik tümör artıklarının varlığı ya da yokluğu, bağışıklık sisteminin durumu, ilaç tedavisine verilen yanıt.
Akciğer kanserinde ameliyat sonrası kanser yayılır mı?
Toplumumuzda çok yaygın ve yanlış bir kanıdır. Özellikle erken aşama kanserde en etkili tedavi yöntemi cerrahidir. Geçmişte ileri evre hastalıkta yapılmış cerrahi tedavi sonuçlarının başarısızlığı bu kanının oluşmasına neden olmuştur. Günümüzde ise cerrahi tedavi kararları onkoloji konseylerinde alınmakta ve belirli standartlar oluşturulmuş durumdadır.
Akciğer kanserinde cerrahinin başarısı nedir?
Erken evre yakalanmış akciğer kanserlerinde cerrahi ile hastalıktan tamamen kurtulma şansı %70-80 civarındadır. İleri evre hastalıkta bu şans giderek azalmaktadır.
Akciğer kanserinde cerrahi tedavi yöntemleri nelerdir?
Kanserin aşamasına göre ameliyatın şekli de değişmektedir. Akciğerden küçük bir doku çıkarılabileceği gibi tüm akciğerin çıkarılması da uygulanabilir. Hastalara genellikle kanser cerrahisinin gereklerine uygun olarak açık yöntemle veya endoskopik kapalı yöntemle anatomik rezeksiyon uygulanması tercih edilir. Anatomik rezeksiyonlar segmentektomi, lobektomi ve pnömonektomidir. Kanser ameliyatlarında anatomik rezeksiyon yapılırken kanser hücrelerinin yayılabilecekleri göğüs boşluğu içindeki lenf bezleri de çıkartılır.
Akciğer kanserinde modern cerrahi yöntemleri nelerdir?
Dünyanın birçok merkezinde akciğer kanserli hastalara endoskopik yöntemle ameliyat yapılmaktadır. Bu yöntem göğüs boşluğuna bir ila üç adet küçük delik açılarak özel kamera ve aletler yardımıyla yapılan endoskopik (videotorakoskopik) kapalı ameliyat tekniğidir. Açık ameliyat yöntemde yapılan işlemler uygun hastalarda kapalı de teknikle uygulanabilmektedir.
Akciğer kanserinde endoskopik ameliyatın avantajları nelerdir?
Çok küçük deliklerden yapıldığı için hastaların ameliyat sonrası ağrıları, solunum sıkıntısı ve yoğun bakım ihtiyacı daha az oluyor. Ortalama 3-4 gün hastane yatışı sonrasında normal yaşamlarına ve işlerine daha erken dönebiliyor, uygulanacak kemoterapi gibi yöntemleri daha rahat tolere edebiliyorlar. Böylece hastanın yaşam kalitesi artıyor. Ameliyathane ve yoğun bakım ünitesi uygun, tecrübeli bir ekip ile yapılırsa cerrahi işlemin riski çok düşüktür. Dezavantajı ise bu yöntemin ameliyat maliyetinin daha fazla olmasıdır.
Akciğer Kanserinin Nedenleri Nelerdir?

üm akciğer kanserlerinin %90’ı tütün (sigara, puro, pipo, vs) ile ilişkilidir. Kanser gelişme olasılığı sigara içmesigara

süresi ve içilen sigara miktarı ile artar. Sigara bırakıldıktan sonra normal hücrelerin gelişmesi ile her geçen yıl kanser
gelişme riski azalır. Ortalama olarak sigara bırakıldıktan 20 yıl sonra kanser riski hiç sigara içmemiş kişiler seviyesine gelir.

 

 

Ailevi yatkınlık

Tüm sigara içen kişilerde akciğer kanseri ortaya çıkmıyor olması sebebiyle yapılan araştırmalarda ailesinde akciğer ailekanseri olan kişilerde akciğer kanseri gelişme olasılığının diğer kişilere göre daha yüksek olduğunu göstermiştir. 18 ayrı ülkede 10.000’den fazla kişiyi kapsayan çalışmada akciğer kanserli hastaların DNA ‘larında akciğer kanserine yatkınlık oluşturan bir bozukluk olduğu tespit edilmiştir.

 

 

Radon gazı

Toprakta ve kayalarda bulunan bu gazın uzun süre solunması sonucu akciğer kanseri gelişmektedir. Batılı ülkelerde konut inşaatı yapılmadan önce radon gaz ölçümü yapılması zorunludur.

Asbest lifleri

Bu lifler geçmiş yıllarda endüstriyel olarak sık kullanılmakta idi. Günümüzde birçok ülkede kullanımı yasaklanmıştır. Daha çok mezotelyoma denilen kanser türüne yol açar, ancak sigara içen ve asbest liflerine uzun süre maruz kalan kişilerde akciğer kanseri gelişme riski çok yükselmektedir.

Geçirilmiş akciğer hastalıkları

Kronik obstruktif akciğer hastalığı geçirenlerde (sigara içmiş ya da içmemiş olsun) akciğer kanseri gelişme riski hiç sigara içmemiş kişilere göre 4-6 kat daha fazladır. Tüberküloz hastalığı sonrası akciğerde oluşan sekeller üzerinde nadir de olsa kanser gelişebilmektedir.

Akciğer Kanseri Belirtileri

Küçük bir akciğer kanseri belirti vermez. Büyümeye başlayıp etrafa doğru yayıldıkça belirti vermeye başlar. Aşağıda akciğer kanserinde görülebilecek bazı belirtiler mevcuttur:

Öksürüksirt-agrisi

Halsizlik

Nefes darlığı

Kemik ağrıları

Ses kısklılığı

İştahsızlık ve zayıflama

Ağızdan kan gelmesi

Akciğer kanseri belirtileri tüm diğer akciğer hastalıklarında görülen öksürük, nefes darlığı, halsizlik gibi yakınmalara benzediğinden bazen hasta ve yakınları tarafından üzerinde durulmaz. Bu durum hastalığın teşhisinde gecikmeye sebep olabilir. Bu nedenle özellikle sigara içen veya daha önce içmiş olan kişilerde ortaya çıkan bu tür belirtilerde gecikmeden bir doktora başvurmak gerekir.

Kanserin biraz daha ilerlediği durumlarda ise hastada belirgin zayıflama, vücudun farklı yerlerinde ağrılar, ağızdan kan gelmesi şeklinde daha ciddi yakınmalar ortaya çıkar.

Akciğer Kanserinde Erken Teşhis

kanserli

Akciğer kanserinde erken teşhis hastalıktan kurtulmanın en önemli kriteridir. Akciğer kanseri erken teşhisi için:

  • 55 yaşından sonra
  • Sigara öyküsü olan (günde 1 paket 15 yıl, günde 10 adet 30 yıl, günde 15 adet 20 yıl gibi)

hastaların herhangi bir yakınma olmasını beklemeksizin yılda bir kez düşük doz beilgisayarlı akciğer tomografisi çektirmesi gerekir. Bu durumda tümör küçükken ve yayılma yapmamışken tedavi etmek çok daha iyi sonuç vermektedir.

Hastalığın erken teşhis edilmediği durumlarda tümörün çapı büyür. Kanser yayılma (metastaz yapma) eğiliminde olur.

 

Yılda 1 kez çekilen düşük dozlu bilgisayarlı tomografilerin hastaların sağlığı üzerinde olumsuz bir etkisi yoktur.

Bugün akciğer kanserinin erken teşhisinde kullanılabilecek güvenilir bir laboratuar testi yoktur.

Bronkoskopi herhangi bir bulgusu olmayan hastalarda önerilmez. Ancak, sigara öyküsü olan hastalarda radyolojik olarak belirti olmasa dahi belirgin yakınmaların (öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı, ağızdan kan gelmesi, vb gibi) olması durumunda bronkoskopi faydalı olur.

PET-CT akciğer kanseri erken teşhisinde kullanılan yöntemlerden biri değildir. PET-CT sadece akciğer kanserini düşündüren radyolojik görüntülerin mevcut olması durumunda çekilmelidir.

Anne, baba veya kardeşlerde akciğer kanseri olması durumunda da tarama amaçlı olarak yılda bir kez düşük dozlu bilgisayarlı tomografi çekilmesi faydalı olur.

Akciğer Kanseri Türleri

Farklı akciğer kanseri hücre türleri vardır. Bunlar kanserin mikroskop altında görüntülerine göre adlandırılırlar.

Farklı hücre yapısında olan akciğer kanserlerinin farklı ilerleme hızları, farklı yayılma yolları ve farklı tedavi yöntemleri vardır. Bu nedenle hangi akciğer kanseri ile karşı karşıya olduğumuzu bilmemiz son derece önemlidir.

Esas olarak akciğer kanserleri 2 ana gruba ayrılır:

Küçük Hücreli Akciğer Kanserleri

cigerdeki-timur

Bu grup daha nadir görülür. Akciğer kanserleri içerisinde küçük hücreli kanserler %15’ini oluşturur. Hızlı ilerleyen bir türdür. Başka organlara (beyin, kemik ve böbreküstü bezi gibi) yayılma eğilimi diğer türlerden daha yüksektir.

Küçük hücreli akciğer kanserinde genellikle kemoterapi (ilaç tedavisi) ve radyoterapi (ışın tedavisi) uygulanır. Bununla birlikte küçük hücreli kaciğer kanseri küçükken tespit edilirse ameliyatla çıkartılması mümkündür.

Küçük hücreli akciğer kanseri de diğer türler gibi sigara içilmesi ile ilişkilidir.

Küçük hücreli akciğer kanserli hastalarda beyinde bir yayılma (metastaz) olsun olmasın beyinin ışınlanması (koruycu radyoterapi) ileride ortaya çıkabilecek yayılma durumunu önlemek için önemlidir.

Küçük hücreli akciğer kanserlerinde tam kür (tam tedavi) olasılığı mevcut olsa da bu oran ne yazık ki yüksek değildir.

Küçük Hücreli Olmayan Akciğer Kanserleri

kanserli

Akciğer kanserleri,nin büyük çoğunluğu küçük hücreli olmayan akciğer kanserleridir (%85). Küçük hücreli akciğer kanseri grubuna göre göre başka organlara yayılma eğilimi daha düşüktür. Hangi tedavinin seçileceğine hastalığın evresi ve hastanın genel durumuna göre karar verilir. Bu grup içerisinde değişik türler mevcuttur:

  • Epidermoid (squamöz hicreli) akciğer kanseri
  • Adenokarsinom (bronkoalveoler karsinom bu grupta yer alır)
  • Büyük hücreli akciğer kanseri
  • Diğerleri: pleomorfik karsinom, karsinoid tümör ve sınıflandırılamayanlar.
  • Küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinde erken aşamada tespit edilenler ameliyat diğerleri kemoterapi ve gerekirse radyoterapi kullanılarak tedavi edilirler.

Akciğer Kanserlerinin Hangisi Daha İyidir?

Bu soru hastalarımız tarafından sık olarak sorulur. Küçük hücreli akciğer kanserleri nispeten hızlı büyüme ve yayılma eğilimindedir. Bununla birlikte bu akciğer kanseri türü kemoterapiye küçük hücreli olmayan akciğer kanserlerine göre daha iyi ve hızlı yanıt verir.

Küçük hücreli olmayan akciğer kanserlerinde ise birbirlerine belirgin şekilde bir iyilik veya kötülük durumu söz konusu değildir.

Ancak, KARSİNOİD TÜMÖR‘ler apayrı bir grubu oluştururlar. Bu grupta yer alan Tipik Karsinoid Tümörler tüm akciğer kanserleri içerisinde en iyi sonuçlara sahip grubu oluştururlar.

Akciğer Kanseri Tedavisi

Akciğer kanseri tedavisinde 3 ana yöntem mevcuttur:

1. Ameliyat – Cerrahi Tedavi

2. Kemoterapi – İlaç Tedavisi

3. Radyoterapi – Işın Tedavisi

 

Akciğer Kanseri Ameliyatı

kenan-can-ceylan kenan-can-ceyla1n

  • Akciğer kanserinde birinci evre ve ikinci evrede tercih edilen tedavi yöntemi ameliyattır.
  • Ucuncu akciğer kanserinde ise lenf bezlerine yayılma olmaması durumunda ve hastane şartları ve cerrahi ekibin tecrübesine bağlı olarak ameliyat uygulanabilir.
    • Mevcut hiç bir tedavi yönteminin ameliyat ile elde edilen başarılara yakın sonuçlara sahip olmadığı akılda tutulmalıdır.
  • Ameliyat akciğer kanseri konusunda tecrübeli göğüs cerrahları tarafından uygulanırsa başarı şansı yükslecektir.
  • Ameliyat 2 şekilde gerçekleştirilebilir: açık yöntem veya endoskopik (kapalı) yöntem şeklinde.
  • Ameliyat uygulanacak hastalarda kapalı ameliyat yani endoskopik ameliyat yöntemi (VATS LOBEKTOMİ) açık yönteme tercih edilmelidir. ( Kaynak: 2013 yılı Amerikan Göğüs Hastalıkları Birliği Akciğer Kanseri Tedavi Rehberi)
  • Açık yöntemde kaburgalar arasından yapılan kesi ile kanserli akciğer lobu çıkartılır.
  • Kapalı yöntemde ise kaburgalar arasından ilerletilen bir kamera yardımıyla elde edilen görüntüler kullanılarak göğüs boşluğu açılmadan operasyon gerçekleştirilir.

AKCİĞER KANSERİNDE TEDAVİ

Akciğer kanserinde tedavi üç (3) kısımda değerlendirilir.

1- Cerrahi tedavi

2-İlaç tedavisi (Kemoterapi)

3-Işın tedavisi (Radyoterapi)

Hastalara bu tedavi yöntemleri doktorların uygun görmesi üzerine tek tek uygulanabileceği gibi birlikte de uygulanabilmektedir.

Akciğer kanseri evre 1, evre 2, evre 3 ve evre 4 olmak üzere toplam dört (4) evreye ayrılır.

Erken evre olarak kabul edilen evre 1 ve 2’de hastalık cerrahi olarak tedavi edilir.

Evre 3 ise 3A ve 3B olarak iki alt gruba ayrılır. Doktorların genel değerlendirmeleri sonrasında evre 3A hastalarına önce ilaç ve/veya ışınla tedavi yapılıp kanser kitlesi küçültülür ve sonrasında uygun ise cerrahi olarak çıkartılır.

Evre 3B ve Evre 4 ileri evre akciğer kanseri olarak kabul edilir, ilaç ve ışınla tedavi edilir. İlaç + ışın + cerrahi tedavinin başarılı olduğu çok seçili hastalar olabilmektedir.

CERRAHİ TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Hastalara genellikle kanser cerrahisinin gereklerine uygun olarak anatomik rezeksiyon uygulanması tercih edilir. Anatomik rezeksiyonlar segmentektomi, lobektomi ve pnömonektomidir. Sağ akciğer üç ve sol akciğer iki adet lob olarak bilinen kısımdan oluşur. Anatomik rezeksiyon olarak tanımlanan ve en sık uygulanan yöntem lobektomidir.

PNÖMONEKTOMİ: Sağ veya sol akciğerin tümüyle çıkarılması işlemidir.

LOBEKTOMİ: Akciğerin bir tarafındaki lob olarak bilinen akciğer kısmının çıkarılması işlemidir.

SEGMENTEKTOMİ: Akciğer lobunu oluşturan segment adı verilen anatomik kısımların çıkarılmasıdır.

WEDGE REZEKSİYON: Akciğer lobunda sadece hastalıklı alanın çıkarılması işlemidir.

SLEEVE REZEKSİYON: Eskiden solunum kapasitesi kısıtlı hastalarda yapılırken günümüzde uygun her hastaya uygulanan bir akciğerin tamamının çıkartılması yerine bronkoplastik işlemler ile lobun çıkarılması işlemidir.

LENF BEZİ DİSEKSİYONU: Kanser ameliyatlarında anatomik rezeksiyon yapılırken kanser hücrelerinin yayılabilecekleri göğüs boşluğu içindeki lenf bezlerinin de çıkartılması işlemidir.

VİDEO YARDIMLI GÖĞÜS CERRAHİSİ (VİDEOTORAKOSKOPİK AMELİYATLAR)

Kamera yardımıyla göğüs boşluğuna girilerek yerine göre 1-2 cm büyüklüğünde bir ila dört adet delik açılarak yapılan kapalı ameliyat tekniğidir. Ameliyat maliyeti bu yöntemle daha fazla olmasına karşın hastalarda daha çabuk iyileşme, daha hızlı ayağa kalkma ve daha az ağrı avantajları en fazla bilinenleridir.

 

 

Tedavide amaç; hastalığın ortadan kaldırılması, yaşam süresinin uzatılması, yakınmaların ortadan kaldırılması ve daha kaliteli bir yaşam sağlanmasıdır.

 

 

Sevgili Hastalar ve Hasta Yakınları

 

Bu site sadece bilgilendirme amacli olarak duzenlenmistir. Hastaliklarin teshisi veya tedavisi icin alternatif yontemler sunmayi amaclamamaktadir.

 

Bir doktor tarafından muayne edilmeden, tetkikleri incelenmeden ve değerlendirme yapılmadan hastanıza bir tedavi yöntemi uygulanamayacağını önemle belirtirim.

Astım

İnatçı bir öksürüğünüz varsa, nefes alıp verirken hırıltı sesi duyuyorsanız; en önemlisi bu şikayetleriniz özellikle sabaha doğru uykudan uyandıracak şekildeyse bu yazıyı okumanızda fayda var. Alerjik Astım; çeşitli mikrobik ajanlar veya toksinlere karşı vücudun ve solunum yollarının göstermiş olduğu kronik iltihabi bir reaksiyondur. Solunum yollarınızın iltihaplı reaksiyonu ve ilişkili olarak bronşların aşırı duyarlılığı özellikle gece yarısı veya sabaha karşı hışıltılı solunum, nefes darlığı, göğüste sıkışıklık ve öksürük nöbetlerine yol açar. Bu ataklar genellikle değişen derecelerde havayolu obstrüksiyonu (tıkanma veya kapanma) ile birlikte olup, sıklıkla tedaviyle veya kendiliğinden düzelmektedir. Alerjik astım uygun bir tedavi ile kontrol altına alınabilir bir hastalıktır astımın kontrol altında olduğunun en iyi klinik göstergesi, az sayıda alevlenme veya atak yaşanmasıdır. Kişiden kişiye göre değişen belirtiler ve dereceler gösteren alerjik astımın; nedenlerini, belirtilerini, tedavisini, astım krizini tetikleyen faktörleri ve bu konuda merak ettiğiniz bir çok sorunun cevabını bu yazımızda bulabilirsiniz.

Alerjik Astım Nedir?AsthmaWoman

Astım, tüm dünyada yaklaşık 300 milyon kişiyi etkilediği tahmin edilen ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Ülkemizde yaklaşık her 100 erişkinden 5-7’sinde, her 100 çocuktan 13-15’inde görülmektedir. Her yaştan bireyi etkileyebilen, doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen, kontrol altına alınamadığında ise günlük aktiviteleri ciddi olarak kısıtlayabilen kronik (müzmin) bir hastalıktır.

Astım, hava yollarının daralması ile kendini gösteren ve ataklar (krizler) halinde gelen bir hastalıktır. Hastalar ataklar arasında kendilerini iyi hissederler. Astımda hava yollarında mikrobik olma yan bir iltihap vardır. Bu nedenle hava yolu duvarı şiş ve ödemlidir. Bu durum akciğerlerin uyaranlara aşırı duyarlı olmasına neden olur. Toz, duman, koku gibi uyaranlar ile hemen öksürük, nefes darlığı ve göğüste baskı hissi gibi yakınmalar ortaya çıkar. Krizde hava yollarını saran kaslar kasılır, ödem ve şişlik artar, ilerleyen iltihapla birlikte hava yolu duvarı kalınlaşır. Hava yollarındaki salgı bezlerinden kıvamlı bir mukus (ifrazat-balgam) salınır. Tüm bunlar hava yollarını önemli ölçüde daraltır ve havanın
akciğerlere girip çıkması engellenir. Bu durum, artan öksürük,nefes darlığı, hırıltı, hışıltı ile kendini göstermektedir.

Astımın belirtileri nelerdir?

Göğüste tıkanma, öksürük, hırıltılı solunum sık rastlanan belirtilerdir. Bazen sadece inatçı öksürükle veya nefes alıp verirken hırıltı, hışırtı gibi bir ses şeklinde belirti verebilir. Bu yakınmalar geceleri, özellikle sabaha doğru uykudan uyandıracak şekilde görülüyorsa astım hastası olabilirsiniz.

Hava yollarında daralma olduğunda;

  • Öksürük (genellikle kuru),
  • Nefes darlığı,
  • Göğüste baskı hissi ve
  • Hırıltılı – hışıltılı solunum gibi belirtiler meydana gelir.

Bu belirtilerden herhangi biri veya birkaçı bir arada bulunabilir. Bu belirtiler sadece astıma özgü değildir, başka hastalıklarda da olabilir. Ancak aşağıda sayılan özelliklerle birlikte olduklarında astım açısından önem taşımaktadırlar:

Belirtilerin özellikleri;

  • Tekrarlayıcı olup nöbetler halinde gelirler,
  • Genellikle gece veya sabaha karşı ortaya çıkarlar,
  • Kendiliğinden veya ilaçlar ile düzelirler,
  • Mevsimsel değişiklik gösterebilirler.

Kişiye ve duruma göre değişik etkenler belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilirler.

Çocuklarda alerjik astım belirtileri

  • Çocuktaki her grip çok ağır geçiyor ve özellikle 2 haftadan uzun süren öksürük oluyorsa
  • Nefes sıkışmaları oluyorsa
  • Çok sık öksürük oluyorsa
  • Özellikle koşunca öksürük, göğüste sıkışma veya hışıltı oluyorsa
  • Sabaha doğru öksürükler oluyorsa
  • Uykuya daldıktan 1-2 saat sonra öksürük başlıyorsa
  • Öksürük nedeniyle uykudan kalkıyorsa

Bu saydığımız belirtiler tekrarlıyorsa çocuk mutlaka astım yönünden incelenmelidir.  Özellikle de çocuğun anne, baba, kardeş veya yakın akrabalarında astım, egzama, alerjik nezle gibi alerjik hastalıklar varsa astım olma riski çok yüksektir.

Öksüren her çocuk astım mıdır?

Her öksüren çocuğa astım teşhisi konulması çok yanlış. Astım teşhisinin bu konuda uzman hekimler tarafından konulması gerekir.  Astım teşhisi çocuklarda astım konusunda da bir uzmanlık olan “çocuk alerjisi uzmanı” yeni adıyla “çocuk immünolojisi ve alerji hastalıkları uzmanları” tarafından konulmalıdır. Teşhis doğru konulursa en az tedavi ve en az ilaçla çocuğa zarar vermeden tedavi edilebilir. Aksi takdirde çocuğa astıma benziyor diye birçok gereksiz ilaç verip ilaç yüklemesi yapmış oluruz.

Alerjik astım nedenleri

Astım hastalığının ortaya çıkmasında rol oynayan etkenlere risk faktörleri denir. Toplumda, astımın niçin bazı kişilerde ortaya çıktığı, bazılarında ise görülmediği bu risk faktörleri ile açıklanabilmektedir. Aşağıdaki risk faktörlerine sahip olunması, kişide astım görülme olasılığını arttırır. Bu faktörler, kişisel ve çevresel olabilirler:

Kişisel faktörler

Genetik: Astımın genetik bir hastalık olduğuna dair yeterince veri bulunmaktadır. Anne babadan birinin astımlı olması durumunda çocukta astım görülme riski %20-30’a yükselmekte, anne ve babanın her ikisinin de astımlı olması durumunda bu risk % 60-70’e ulaşmaktadır. Astımın nedenleri arasında bir çok genin rol oynadığı düşünülmektedir.

Obezite: Obezite de astım için risk faktörü olarak bulunmuştur. Leptin(açlık hormonu) gibi belli hormonların hava yolu fonksiyonunu etkilemesi ve astıma eğilimi artırması söz konusu olabilir.

Cinsiyet: Erkek cinsiyet çocukluk dönemi astımı için önemli bir risk faktörüdür. On dört yaşından önceki dönemde astım sıklığı erkek çocuklarında kız çocuklarının yaklaşık 2 misli olarak bulunmuştur. Yaş ilerledikçe bu fark kapanmakta, yetişkin döneme gelindiğinde astım kadınlarda daha sık görülür hale gelmektedir. Bundan başka cinsiyet, hastalığın kalıcılığını ve tedaviye verdiği yanıtı da etkileyebilmektedir.

Çevresel faktörler

Astımın ortaya çıkmasında rol oynayan çevresel faktörler, aynı zamanda hastalık semptomlarının artmasına yol açmaktadır. Diğer yandan, hava kirliliği ve bazı allerjenler astım semptomlarına neden olmakla beraber, astım gelişimindeki rolleri yeterince açık değildir.

Allerjenler: İç ve dış ortamdaki allerjenlerin astım alevlenmelerine yol açtıkları iyi bilinmesine rağmen astım gelişimindeki rolleri tam aydınlatılamamıştır. Bilimsel çalışmalar, ev tozu akar allerjenleri, kedi ve köpek tüyünün 3 yaşına kadar astım benzeri semptomlar için risk faktörü olduklarını düşündürmektedir. Allerjen teması ve çocuklardaki duyarlanma arasındaki ilişkinin allerjene, dozuna, maruziyet dönemine, çocuğun yaşına ve muhtemelen genetik faktörlere bağlı olduğu düşünülmektedir. Yine de bazı çalışmalarda, ev tozu akar allerjenleri astım gelişimi için bir risk faktörü olarak bulunmuşken, diğer çalışmalar bunu doğrulamamıştır. Hamam böceğinin allerjik reaksiyon için önemli bir neden olduğu gösterilmiştir. Kedi ve köpeklerin rolünü araştıran bazı çalışmalarda, erken yaşlarda bu allerjenlere maruziyetin, allerjik duyarlılaşma ve astım gelişimine karşı koruyucu olabileceği gösterilmişken, diğer çalışmalar bu tür maruziyetin allerjik duyarlanma riskini arttırabileceğini ileri sürmüştür. Bununla beraber, kırsal kesimde yetişen çocuklarda, astım görülme sıklığı genel olarak düşük bulunmuştur. Bu durum hijyen hipotezi ile açıklanmaktadır.

Enfeksiyonlar: Bebeklik döneminde, respiratuvar sinsityal virus (RSV) ve parainfluenza virusu bronş hastalıklarına yol açabilmekte ve ortaya çıkan semptomlar çocukluk astımındaki semptomları taklit edebilmektedir. Yapılan bilimsel çalışmalar, RSV virüsü saptanan çocukların uzun dönemde yaklaşık %40’ında hışıltının devam edeceğini veya ileri çocukluk dönemlerinde astım olacaklarını göstermiştir. Diğer yandan bazı çalışmalar, kızamık, hatta RSV enfeksiyonları gibi erken çocukluk döneminde geçirilen bazı enfeksiyonların astım gelişimine karşı koruyucu olabileceklerini ileri sürmüştür. Astımdaki “hijyen hipotezi” de erken çocukluk döneminde enfeksiyonlara maruziyetin, çocuğun bağışıklık sistemini astıma karşı güçlendireceğini ve astım ile diğer alerjik hastalık riskini azaltabileceğini ileri sürmektedir. Bu hipotezin doğruluğu araştırılmaya devam edilmekle birlikte, bu yaklaşım aile büyüklüğü, doğumdaki sıralama, kreşe devam etmenin astım riskini nasıl azalttığını açıklamaya yardım edebilir. Örneğin, büyük kardeşleri ile yetişen veya kreşe devam eden çocuklarda enfeksiyon riski artarken, bu durum ileriki yıllarda alerjik hastalık ve astım gelişme riskine karşı koruyucu olabilmektedir. Diğer yandan, alerjik durum ve virüslere bağlı enfeksiyonlar arasındaki ilişki oldukça karmaşıktır. alerjik durum, alt solunum yollarının viral enfeksiyonlara olan cevabını etkilemekte, daha sonra viral enfeksiyonlar alerjik duyarlanmanın oluşumuna katkıda bulunmaktadır. Bu etkileşim bireyler eş zamanlı olarak alerjenlere ve viral enfeksiyonlara maruz kaldıklarında ortaya çıkmaktadır.

Meslek astımına neden olan faktörler:

Üç yüzden fazla maddenin mesleksel astım ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu maddeler arasında, izosiyanatlar gibi yüksek derecede reaktif küçük moleküller, İmmünojen(bağışıklık sistemini uyaran herhangi bir madde) olarak bilinen ve hava yolu cevabını etkileyen platinyum tuzu gibi tahriş ediciler ile IgE (alerjik reaksiyonlarla birlikte görülen bir insan immünoglobülini) yapımını uyaran kompleks bitki ve hayvan ürünleri yer almaktadır. Astım endüstrileşmiş ülkelerdeki en yaygın mesleksel solunum sistemi hastalığı olup, mesleksel duyarlılaştırıcıların çalışma yaşındaki erişkin astımının yaklaşık 10’da birinden sorumlu oldukları tahmin edilmektedir. Mesleksel astım oluşumunda, çoğunlukla immünololojik mekanizmalar (IgE aracılıklı ve hücresel) sorumlu olup, hastalığın ortaya çıkmasında maruziyetin başlangıcından itibaren aylar veya yıllar süren bir zamana ihtiyaç duyulmaktadır.

Sigara: Sigara kullanımı ve/veya dumanına maruziyet, astımlılarda akciğer fonksiyonlarındaki bozulmanın şiddetlenmesi, astım semptomları ve ağırlığında artışa yol açmaktadır. Bundan başka, tütün dumanı astım ve alerji tedavisinde kullanılan ilaçların etkilerinin azalması ve astım kontrolünün zorlaşmasına neden olmaktadır. Erken çocukluk döneminde sigara dumanına maruz kalmak astım benzeri semptomlar dâhil, bir dizi zarara yol açmaktadır. Yine de annenin sigara içiminin bebeğin akciğer gelişimini olumsuz etkilediği ve anneleri sigara içen bebeklerin, hayatlarının ilk yılında hışıltı geçirme olasılıklarının 4 kat arttığı bildirilmektedir.

Dış ve İç Ortam Hava Kirliliği: Dış ortam hava kirliliği ile astım arasındaki nedensel ilişki halen tartışmalıdır Hava kirliliğinin olduğu ortamda büyüyen çocuklarda akciğer gelişimi kısıtlı olmakla beraber, bunun astıma yol açıp açmadığı bilinmemektedir. Diğer yandan, astım alevlenmeleri ve astıma bağlı hastane başvuruları ile hava kirliliği düzeylerindeki artışlar arasında ilişki olduğu bir çok çalışmada gözlenmiştir. İç ortamdaki hava kirleticileri (gaz ve ‘biomass’dan kaynaklanan duman ve buharlar, küf ve hamam böceği) ile de benzer ilişkiler gözlenmiştir.

Diyet : Astım gelişiminde diyetin, özellikle anne sütünün rolü yoğun araştırma konusu olmuştur. Genel olarak, çalışmalar inek sütünden veya soya proteininden elde edilen hazır mamalar ile beslenen çocuklarda, anneleri tarafından emzirilen çocuklara göre daha yüksek oranlarda hışıltı ortaya çıktığını bulmuşlardır. Artmış oranlarda hazır gıda ile beslenme, düşük antioksidan (meyve, sebze) alımı, artmış n-6 poliansatüre yağ asidi (margarin ve bitkisel yağlarda bulunan) alımı, yetersiz oranlarda n-3 poliansatüre yağ asidi alımının (yağlı balıkta bulunan) son zamanlarda görülen astım ve alerjik hastalıktaki artışa katkıda bulunduğu ileri sürülmektedir.

Astım kötü bir hastalık mıdır?

Aileler astım hastalığından çok korktukları için genelde doktorlar astım kelimesini kullanmaya çekinirler.  Bu nedenle bronşit, spastik bronşit, alerjik bronşit gibi isimler tercih edilir. Aslında bütün isimler aynıdır. Bu isimler astımın eş anlamlarıdır. Astımdan korkmamak gerekir. İlk yapılması gereken astım teşhisinin doğru konulmasıdır.

Alerjik astım tedavisi

Astım tedavisinin amacı, hava yollarındaki mikrobik olmayan iltihaba bağlı daralmanın giderilmesi ve hastanın rahat nefes almasının sağlanmasıdır. Hekim ve hasta/aile arasındaki işbirliği ile belirtilerin tamamen kontrol altına alınması çoğunlukla sağlanmaktadır (klinik kontrol).

Tedaviden Beklentiler Nelerdir?

Başarılı bir astım tedavisinin hedefleri şunlar olmalıdır:

  • Belirtileri kontrol altına almak ve bunu sürdürmek,
  • Egzersiz dahil normal aktivite düzeyini sürdürmek,
  • Akciğer fonksiyonlarını olabildiğince normale yakın düzeylerde tutmak,
  • Astım ataklarını önlemek,
  • Astım ilaçlarının istenmeyen etkilerini önlemek.

Bu hedeflere ulaşabilmek için;

  • Hasta/hekim işbirliğinin geliştirilmesi,
  • Tetikleyici faktörlere maruziyetin tanımlanması ve azaltılması,
  • Astımın iyi değerlendirilmesi ve tedavisi, eşlik eden hastalıkların ortaya konması ve tedavisi, tıbbi tedavinin iyi izlenmesi gerekmektedir

Astım Tetikleyicilerinden Nasıl Korunmalı?

Alerjenler: Ev tozu akarları → Akarlar ev tozunda yaşayan, gözle görülemeyen küçük böcekçiklerdir. Nemli, karanlık ve sıcak ortamlarda yaşarlar; insanların deri döküntüleri ile beslenirler. Esas olarak dışkıları alerjen niteliği taşır. Bu yapışkan dışkı parçacıkları çeşitli eşyalara yapışır ve sürekli havaya yayılır. En fazla yatak, yorgan, yastık, halı, kumaş kaplı mobilyalar ve tüylü oyuncaklarda bulunurlar.

Nasıl Korunmalı?

– Havalandırma arttırılmalı, rutubet önlenmeli (nem oranı %40’ın altına düşmeli)
– Kumaş döşeli eşyalar yerine deri, ahşap veya plastikten yapılmış olanlar tercih edilmeli
– Ev işi yaparken maske kullanılabilir
– Haftada en az bir kez güçlü bir elektrik süpürgesi ile temizlik yapılmalı
– Özellikle yatak odasında halı kullanılmamalı
– Tüylü ve içi dolu oyuncaklar kaldırılmalı
– Yatak takımları en az haftada bir ve 60C’nin üzerinde yıkanmalı
– Yatak, yorgan ve yastıklar özel kılıflarla kaplanabilir

Polenler → Her bitki için polen yayma donemi değişiktir, iklime göre de farklılıklar gösterebilir. Ağaç polenleri genellikle Şubat – Mart, cim polenleri Nisan’dan Temmuz ortasına kadar, yabani ot polenleri ise yaz sonu ve genellikle sonbaharda ortaya çıkar. Polenlerden tam olarak sakınmak olası değildir, ancak maruziyet azaltılabilir.

Nasıl Korunmalı?

– Kişi, alerjik olduğu polenin yayılma döneminde mümkün olduğunca dış ortam aktivitelerinden kaçınmalı.
– Polen filtreli klimalar arabalar için kullanışlıdır.
– Polen yayılımının yoğun olduğu dönemlerde dış ortamda maske ve gözlük takılabilir.
– Polen yayılımının yoğun olduğu dönemlerde kapı ve pencereler kapalı tutulmalı.
– Dış ortamdan eve gelince duş yapılıp, elbiseler değiştirilmelidir.

Mantar sporları → İdeal olarak 20°C sıcaklık ve %60 nem ortamında yaşarlar. Bir yerde mantar üremesi küflenme olarak adlandırılır. En çok üredikleri yerler bodrum katları, karanlık ve az havalanan yerler, pencere pervazları, banyo perdeleri, kiler, copluk, ahır, tarla, bahçeler, sızıntılı duvar köşeleri, duvar kağıtları, ev bitkilerinin saksılarıdır. Sobalı evlerde küf yoğunluğu daha fazladır.

Nasıl Korunmalı?

– Evin rutubeti azaltılmalı,
-Kışın mümkünse evin tüm odaları ısıtılmalı ve evin içinde çamaşır kurutulmamalı,
– Eski halı, yatak, mobilya ve küf kokan malzeme atılmalı,
– Fazla miktarda saksı bitkisi bulundurulmamalı,
-Akvaryum ve kuş kafesleri çevresinde küf kolay gelişebileceğinden evde bulundurulmamalı,
– Su sızıntısı olan yerler tamir edilmeli,
-Küflenen yüzeyler çamaşır suyu ile temizlenmeli, ancak bu işlem hasta tarafından yapılmamalıdır.

Hayvan tüy ve döküntüleri → Tüm tüylü hayvanlar alerjiye neden olabilir. Alerjenler, hayvanların idrar ve salyalarında bulunur ve tüylerine yapışır. Tüy miktarı ve uzunluğu ile alerji yaratma düzeyi arasında ilişki yoktur. Aynı hayvan cinsi içinde farklı türler arasında önemli farklar yoktur. Örneğin bir tür kedi alerjisi var ise başka bir tür için de olması beklenir. Hassas kişilerde alerji gelişimi 6–12 ayı bulur ve hayvan uzaklaştırıldıktan sonra da aylar hatta yıllar boyu devam edebilir.

Nasıl Korunmalı?

– Evde alerjik kişi varsa, eve o hayvanı almamak en doğru uygulamadır
– Hayvanın evden gönderilemediği durumlarda sık yıkanması, yatak odasına sokulmaması, evde halı ve kumaş kaplı mobilyaların azaltılması önerilir
– Kedi ve köpek alerjenleri giysiler ile taşınabildiğinden temas sonrası kıyafetler değiştirilmeli
– Hiç bir yöntem hayvanın uzaklaştırılması kadar etkili değildir.

Hamamböcekleri → Özellikle şehirlerde toplu konutlarda önemli bir sorundur.

Nasıl Korunmalı?

– Giriş yeri olabilecek kapı altı boşlukları, çatlaklar ve boru çevreleri gözden geçirilmeli ve onarılmalı. Bu işlem yapılmadan diğer önlemlerin etkili olması söz konusu değildir.
– Özel kimyasal maddeler ile yok edilebilirler. Bu sırada astımlı hasta aynı ortamda bulunmamalıdır.
– Ev ve apartman içinde azaltıcı tüm önlemler (açıkta besin maddesi bırakılmaması, çöplerin kapalı tutulması vb) alınmalı.

Hava kirliliği: Ev içinde havada bulunan tahriş edici maddeler astımlı hastaları normal bireylerden daha fazla rahatsız eder ve astım belirtilerinin ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Bu tahriş edici maddelerin bazıları kokularından tanınabileceği gibi bazılarının ise varlığı bile fark edilmeyebilir. Sigara, gaz ocağı ve gazlı ısıtıcılar, arızalı kalorifer kazanları, kapalı garajda çalışan araba, odun sobası ve şömine, formaldehit madde salınımı yapan mobilya yalıtım malzemeleri, bina temellerinden mekânlara sızan radon gazı bu tahriş edici maddeler arasında sayılabilir. Ayrıca temizlik maddesi olarak kullanılan çamaşır suyu, kozmetik malzemelerden parfüm ve deodorant gibi ürünler de hava yollarını uyarabilir.

Ev içi ortamda hava kirliliğini önlemek için;

– Evlerde kesinlikle sigara içilmemeli,
– Boya-cila- temizlik malzemeleri dikkatle uygulanmalı ve ardından ortam iyice havalandırılmalı,
– Sobaların baca temizliğine dikkat edilmeli ve bacasız sobalar (gaz yağlı, bütan böcek ilacı ve gazlı vb.) kullanılmamalıdır.

Dış ortamlarda da ani nem ve ısı değişiklikleri, hatta rüzgar bile astım belirtilerini başlatabilir. Genellikle serin ve yağışlı havalarda yakınmalar artar. Motorlu taşıtlardan, sanayi ya da konutlarda kullanılan yakıtlardan kaynaklanan gaz ve tanecikler solunum yollarını tahriş eder. Dış ortamda hava kirliliğinin yoğun olduğu günlerde gereksiz aktivitelerden kaçınılmalı, evin pencereleri kapalı tutulmalı ve mutlaka gerekmiyorsa dışarı çıkılmamalıdır.

Enfeksiyonlar: Astımlı hastalarda üst solunum yolu enfeksiyonları sıklıkla astım belirtilerinin artmasına neden olur. Enfeksiyonların ardından 2-6 hafta kadar hava yollarında duyarlılık artar; bu dönemde astım belirtileri ortaya çıkabilir ya da artabilir. Bu nedenle kışın enfeksiyon hastalıklarının bulaşma riskinin artması nedeniyle kalabalık yerlerden kaçınılmalıdır. Her yıl Eylül ya da Ekim ayında olmak üzere bir kez grip aşısı yaptırılmalıdır. Bu durum, özellikle orta ve ağır astımlı olgular için daha önem taşımaktadır. Doktor tarafından gerekli görülmedikçe antibiyotik kullanılmamalıdır.

Mesleksel etkenler: İş yerlerinde maruz kalınan metal ve odun tozları, bitkisel-hayvansal ve kimyasal maddeler ve tahriş edici maddeler astıma yol açabilir. Mesleksel etkenlere bağlı astımda hafta sonu ve tatillerde yakınmalarda azalma, işe tekrar başladığında ise belirtilerde yeniden artma görülür. Özellikle sigara içen bireylerde bu durum daha kolaylıkla gelişir ve daha ağır seyreder. Mesleksel astımı olanlarda işyerinden uzaklaşma gerekebilir; bu sağlanamıyorsa mutlaka işyerinde etkili bir havalandırma sistemi olmalı, uygun maske kullanılmalı ve önceden astımı olduğu bilinen kişilerin riskli işlerde (marangozluk, boyacılık, kuaförlük, fırıncılık vb.) çalışmaması önerilmelidir.

İlaçlar: Astımlıların yaklaşık %10’unda ilaçlar önemli rol oynar. Çeşitli ilaçlar sadece öksürüğe neden olabileceği gibi, astım krizine de neden olabilirler. Bu nedenle herhangi bir nedenle hekime başvurulduğunda kişi mutlaka astım hastası olduğunu bildirmelidir. Başka bir hekim tarafından verilen ilaçlar da astım tedavisini düzenleyen ve takip eden hekime mutlaka gösterilmelidir. Hekime danışılmadan rastgele ilaç alınmamalıdır. Astımlı hastaların kullanımında risk oluşturan başlıca ilaç grupları şunlardır: Yüksek tansiyon, kalp damar hastalıkları, kalp ritm bozuklukları, migren, göz tansiyonu (glokom) için kullanılan bazı ilaçlar; ameliyatlarda kullanılan anestezik maddeler, aspirin ve benzeri ağrı kesici ve romatizma ilaçları, röntgen incelemeleri esnasında kullanılan ilaçlar.

Besin ve besin katkı maddeleri: Erişkinlerde besin maddelerinin astımı tetiklemesi daha nadirdir. Allerjik bireylerde allerjen özellikteki besin maddeleri (balık, kabuklu deniz ürünleri, kuruyemiş, yumurta, süt, muz vb) diğer allerjik belirtilere yol açmanın yanı sıra astım ataklarını da tetikleyebilir. Aşırı hassas bireylerde besin maddesinin kokusu bile astım atağını uyarabilir. Bunun yanısıra besinlere lezzet, renk vermek ya da bozulmalarını önlemek için içlerine katılmasına izin verilen katkı maddeleri, normal kişilere yüksek dozlarda bile zarar vermediği halde, astımlı bireylerde atağa yol açabilir. Kurutulmuş ve paketlenmiş meyve, meyve suları, bira, şarap gibi fermantasyon yoluyla hazırlanan içkiler, turşu, salamura, sucuk, sosis, hazır salatalar, cips, işlenmiş hazır yiyecekler bu konuda en dikkatli olunması gerekenlerdir. Çin mutfağında sık kullanılan soya ürünleri de astım yakınmalarını arttırabilir. Eğer birey herhangi bir besin maddesine duyarlı ise bu besinleri tüketmemelidir.

Astım ilaçları ve alerjik astımda ilaç tedavisi

Astım tedavisinde kullanılan ilaçlar kontrol edici ve rahatlatıcı (semptom giderici) ilaçlar olarak ikiye ayrılır. Kontrol edici ilaçlar, çoğu zaman antiinflamatuvar( iltihap önleyici) etkileri sayesinde astımın kontrol altında tutulmasını sağlayan her gün ve uzun süre kullanılan ilaçlardır. Rahatlatıcı ise hızlı etki ederek bronkokonstriksiyonu(bronş lümenin daralması) geri döndüren, semptomları gideren ve gerektiğinde kullanılan ilaçlardır.

Astım tedavisi, inhalasyon(soluk alma) yoluyla, oral veya parenteral (damar yolu ile) olarak uygulanabilmektedir. İnhaler(solunan madde) tedavinin başlıca avantajı, düşük sistemik yan etki riskiyle, ilaçların doğrudan hava yollarına verilmesini ve bu bölgelerde daha yüksek lokal konsantrasyonlara(yoğunluk) ulaşabilmesini sağlamasıdır.

İnhale (soluna bilen) steroidler günümüzde mevcut en etkili kontrol edici ilaçlardır.

Hızlı etkili inhale beta2-agonistler bronkokonstriksiyonun giderilmesi ve egzersize bağlı bronkokonstriksiyonun önlenmesi için seçilecek ilaçlardır.

Rahatlatıcı ilaç kullanımının artması ve her gün kullanım gereksiniminin olması, astımın kontrolsüz olduğuna ilişkin bir uyarıdır ve tedavinin yeniden değerlendirilmesini gerektirir.

 

Astım Olduğunuzu Biliyorsunuz. Peki, Hastalığı Tanıyor musunuz?

  • Astım alerjik bir hastalıktır ve öldürücü değildir.
  • Geçmeyen ve sabah görülen öksürüğün en sık nedeni astımdır.
  • Hastalık tamamen iyileşmez ama tam kontrol altına alınabilir.
  • Astımın tedavisi eğitimle başlar.
  • Kortizonsuz astım tedavisi çok zordur. Bu nedenle kortizon tedavisinden korkmayın. Yeterli ve küçük dozlarda, gerekli sürede özellikle lokal inhaler şekilde kullanılan steroidlerin yan etkisi görülmeyecek kadar azdır. Kullanım sonrası ağzınızı bol su ile çalkalayın, bu dönemde az tuzlu beslenin ve tansiyonunuzu sık sık kontrol ettirin.
  • Çocuklarda da görülür.
  • Erişkinlerde aniden ortaya çıkabilir.
  • Gizli astım gebelikte ve stres sonrası ortaya çıkabilir.
  • Gebelikte ve emzirmede her tür astım ilacı kullanabilirsiniz.
  • Gizli astım ancak solunum (nefes) fonksiyon testi ile anlaşılabilir.
  • Ağır astımınız varsa uçak yolculuğunda oksijene ihtiyaç duyabilirsiniz.
  • Reflü astımı sıklıkla tetikler.
  • Astımınız sık tekrarlıyorsa mutlaka nedenini bulmalısınız.
  • Astımınız kontrol altındaysa her türlü sporu yapabilirsiniz.
  • Sürekli ve yüksek dozda ilaç kullananlarda dirençli astım gelişebilir. “Zor astım” diye bilinen bu formu en ağır seyre sahiptir.
  • Astımın dünyada yaklaşık 300 milyon kişiyi etkilediği düşünülmektedir. Bu rakam ülkemiz için yaklaşık 3.5 milyon kişidir.
  • Astım, hasta veya toplum açısından yüksek maliyetli bir hastalıktır. Ancak hastalığın tedavi edilmemesinin maliyeti daha yüksektir.

Astım ve Alerji Kardeşliği

Alerji denince akla solunum yolu alerjilerine en sık neden olan ev tozu (akar veya mite diye de anılır) ve çiçek tozu (polen) gelir. Gıdalar, hayvan epitelyum ve tüyleri, küf mantarları daha az sıklıkla alerjiye neden olurlar. Polene bağlı tetiklenen astım daha çok mevsimsel (ilkbahar), ev tozuna bağlı tetiklenen alerjik astım ise her dönemde görülebilir. Buna bağlı olarak alerjik astımlıların bazılarında belirli mevsimlerde yakınmalar artabilir, hatta sadece bu dönemde hastalık ortaya çıkıp daha sonra tamamen normale dönebilir.

Astımın temelinde alerji yattığı için, alerji ve astım birlikte anılırlar. Hastalığın ortaya çıkmasında hem genetik yatkınlık hem de çevresel faktörler birlikte rol oynar. Alerji genelde genetik geçişli olduğu için astım da irsi özelliği olan hastalıklar arasındadır. Ailede anne-babada astım varsa çocuklarda da görülme sıklığı artar. Ayrıca sigara dumanıyla temas, solunum yolu enfeksiyonları, hava kirliliği, bazı gıdalar ile bunlara ilave edilen katkı maddeleri de özellikle erken çocukluk döneminde astım gelişimine katkıda bulunur. Ancak bu etkenler uzaklaştırılırsa çocuklukta astım hastası olanların bir bölümünde erişkin yaşlara gelindiğinde hastalık tamamen iyileşebilir.

Astımlı kişinin havayolları, astımı olmayanlara göre daha duyarlıdır. Özellikle çocuklukta başlayan astım için bu daha belirgindir. Uzun süren öksürüklerde ilk akla gelen tanıdır. Bu tip vakalara alerji ve solunum fonksiyon testleri ile daha kolay tanı konulur. Alerjik bronşit veya gizli astım denilen bu durum ileride astımın habercisidir.

Astımınızın Tetiklenmesini İstemiyorsanız…

  • Tetik faktörleri (çeşitli kalp-tansiyon ve romatizma ilaçları, tuz ruhu-çamaşır suyu, alkol, psikojenik stresler, ağlama-gülme gibi yoğun şekilde ortaya çıkan duygusal davranışlar, ağır egzersiz gibi değişkenler, uyuşturucu gibi maddeler ise maalesef az bilinen ancak ölümle sonuçlanan krizlere sebep olabilen tetikleyicilerdir.) saptayıp bunlardan uzak durun.
  • Sinüzit, burunda polip, reflü gibi rahatsızlıklarınız varsa tedavinizi aksatmayın.
  • Ağır astım hastasıysanız kriz anında nasıl davranacağınızı öğrenin.
  • İlacınızı yanınızda taşıyın.
  • Düzenli kontrol ve tedavilerinizi ihmal etmeyin.

Basit bir soğuk algınlığı astımı başlatabilir!

Sonbaharda havaların çok değişken olması nedeniyle mikrobik bronşit, nezle ve gribal enfeksiyonlarda artış meydana geliyor. Özellikle bazı virüslerin astımlı hastalarda, hastalığın atak yapmasına veya kötüleşmesine neden oldukları biliniyor. Kimi zaman basit bir soğuk algınlığı veya enfeksiyon ciddi bir astım tablosunu başlatabiliyor.

İnatçı öksürük ve tekrarlayan hapşırıklar…

Bazı alerjenler yıl boyu mevcuttur ve neden olduğu alerjilerde yılın herhangi bir zamanında ortaya çıkabilir. Bunlara örnek olarak ev akarları, ev hayvanları, gıda alerjileri verilebilir. Bazı alerjenler ise belli mevsimlerde ortaya çıkarak hastalıklara neden olur. Genel olarak ağaçların, çimen ve otların polenleri ilkbaharda ortaya çıkıp astımı tetikleyen etkenler olarak bilinir ancak bazı bitkiler ve hayvanların yol açtığı alerjiler sonbahar mevsiminde de etkin olabilmektedir. Örneğin çeşitli yabani otlar ve rutubetli ortamı seven küf ve mantarlar bu gruptadır. Diğer taraftan sonbaharda havaların çok değişken olması nedeniyle mikrobik bronşit, nezle ve gribal enfeksiyonlarda da artış olmaktadır. Özellikle bazı virüslerin astımlı hastalarda hastalığın atak yapmasına veya kötüleşmesine neden oldukları bilinmektedir. Dolayısıyla basit bir soğuk algınlığı veya enfeksiyon ciddi bir astım tablosunu başlatabilmektedir. Bu nedenle sonbahar mevsiminde ortaya çıkan inatçı öksürük, hışıltılı solunum, tekrarlayan hapşırıklar, burun akması veya tıkanıklığı gibi şikayetlerin alerjik nedenlere bağlı olabileceği unutulmamalıdır.”

Kirli hava ve sigara dumanı da tetikliyor

Astım hastalığının nedeninin her zaman alerji olmayabillir. Ancak hem alerjik astım hem de alerjik olmayan astımda virüsler, bakteriler,  kirli hava, sigara dumanı, egzersiz, ani ısı değişiklikleri, keskin kokular gibi değişik sebepler hastalığın atak yapmasına neden olabilmektedir. Bu etkenlerle sonbaharda daha sık karşılaşılacağını tahmin etmek zor değildir. Dolayısıyla sonbahar mevsiminde astımı tetikleyen alerjik ve alerjik olmayan nedenlerin iyi bilinmesi bu dönemin sorunsuz geçirilmesi bakımından çok önemlidir.

Astımlı çocuklarda nelere dikkat etmek gerekir?

Astımlı çocuklara doğru teşhis konulduktan sonra başarılı bir tedavi ile normal çocuklardan hiçbir farkı kalmaz. Spor yapmalarında sakınca olmadığı gibi sporun faydası da vardır. Sadece nasıl spor yapmaları ve ne tür önlem almaları gerektiğini bilmelidirler. Astımlı çocukları terleyince kötü olur diye evlere hapsetmemek gerekir.

Astımlı çocuk nelerden korunmalıdır?

Alerjisi olduğu alerjenlerden korunması yeterlidir. Örneğin; ev tozu akarlarına alerjisi olan çocuklar akarlara yönelik önlemler almalıdır. Polenlere alerjisi varsa polenlerden korunmalıdır. Ayrıca yanlarında sigara içilmemeli, keskin kokulu parfümler kullanılmamalıdır. Evde buhar makinelerinin çalıştırılması zararlı olabilir.

Çocuklarda ihmal edilen bahar alerjisi astıma dönüşebilir

Çocuk alerjik bir bünyeye sahipse, polen taneciklerini hava yolu ile soluduğunda vücudun ürettiği “histamin” maddesi solunum yolları, göz, burun ve ciltte mikrobik olmayan bir yangıya yol açıyor. Üstelik uyku kalitesinde bozulmaya bağlı olarak gün boyu yorgunluk oluşturarak çocuğun okul başarısında düşme gibi sorunlara da neden olabiliyor. Bahar alerjisi belirtilerinin aileler tarafından soğuk algınlığı ile karıştırılıp ‘nasıl olsa geçer düşüncesiyle’ ihmal edildiği takdirde zamanla astıma dönüşebilir. Bu nedenle 2 haftadan fazla süren hapşırma, burun akıntısı, gözlerde kızarma ve sulanma  sorunlarında bahar alerjisinden şüphelenmeli ve mutlaka doktora başvurmalı.

Astıma dönüşen alerjinin en büyük sorumlusu çayır ve çimenler

En tipik bahar alerjisi  “alerjik rinit”, yani halk arasında “saman nezlesi” şeklinde görülüyor  alerjik nezlesi olan çocukların yarısında “alerjik göz nezlesi” (alerjik konjunktivit) belirtileri de eşlik eder. Bazı çocuklarda bu alerjenler aynı zamanda astım bulgularına ya da cillte alerjik reaksiyona da yol açabiliyor. Ülkemizde çayır-çimen, çiçeksiz ağaç ve otsu bitkiler olmak üzere 3 ana bitkinin polenleri alerjik bünyeli çocuklarda alerjik reaksiyona neden oluyor. Bunların içinde en fazla alerjik yanıt uyandıran çayır- çimen polenleri oluyor. Ağaç polenleri ilkbaharda; çayır-çimen polenleri ilkbahar ve yaz süresince; ot polenleri ise sonbaharda ortaya çıkmakla birlikte çocuğun birden fazla polene duyarlı olması durumunda yakınmaların süresi  uzayabiliyor.

Tedavide geç kalınırsa alerji astıma dönüşebiliyor

Eğer doktora başvurulmaz, alerjenden yeterince korunmaz, düzenli ilaç tedavisi uygulanmaz ve çocuğun yanında sigara içilirse, olumsuz sonuçlar doğabiliyor. Üst solunum yollarında başlayan duyarlılık alt solunum yollarına ilerleyerek astıma dönüşebilir. Ayrıca alerjik bünyede sıklığı zaten artmış olan sinüzit, geniz eti büyümesi, kulakta sıvı birikmesi gibi durumlar daha da sık olarak görülür.

Bu belirtiler 2 haftadan fazla sürüyorsa, dikkat!

Aşağıdaki belirtiler tipik olarak ataklar halinde tekrarlıyor ve 2 haftadan fazla sürüyorsa bahar alerjisinin habercisi olabiliyor.

  • Uzun süreli şeffaf  burun akıntısı,
  • Burun tıkanıklığı,
  • Burun, dudak, boğaz ve damakta kaşıntı,
  • Burnun kaşıntıya bağlı sürekli yukarı itilmesiyle “ alerjik selam” denilen yatay çizgilenmenin oluşması,
  • Geniz akıntısı,
  • Hapşırma nöbetleri,
  • Yüzde baskı hissi veya ağrı,
  • Gözlerde kaşıntı, şeffaf sulanma, kızarıklık
  • Gözaltlarında şişlik ve mavimsi-mor renk değişikliği
  • Öksürük, nefes darlığı, hırıltı (astım bulguları)
  • Uyku kalitesinde bozulma.

Çocuğunuzun yakınmaları bittiğinde ilaç tedavisini kesmeyin

Mevsimsel alerjinin tedavisi 3 ayaklı oluyor. Alerji tedavisinde en temel yaklaşım duyarlı alerjenle temasın kesilmesidir. İkincisi doktorunuzun önerdiği ilaç tedavisidir. Üçüncü ayak ise aşı ile duyarsızlaştırma yöntemidir. Ne yazık ki uygulanan tedavi ile alerjik bünye tamamen ortadan kaldırılamıyor. Bu yüzden tedavide esas hedef hastalığın kontrol altına alınmasıdır.  Çocuklar uygulanan tedaviyle süratle iyileşiyor ve yakınmaların sıklık ile şiddeti azalıyor. Ancak doktorunuzun çocuğunuza polen mevsimi boyunca kullanmasını önerdiği ilaçları kısa süreli değil, uygun süre ve dozda kullanmaya özen gösterin. Yakınmalar bittiğinde kesmeniz ancak kısa süreli çözüm sağlar.

Polen mevsiminde alerjenlerden korumak için…

  • Polenlerin en yoğun yayıldıkları 05:00-10:00 saatleri arasında çocuğunuzu mümkünse dışarı çıkarmayın. Özelikle yeşil alanlarda bulunmamasına dikkat edin. Evinizi de bu saatler dışında havalandırın.
  • Dışarı çıktığında ağız ve burnunu örten polen maskesi kullanabilir, gözlerin yanını da örten güneş gözlüklerinden faydalanabilirsiniz.
  • Burnun dış kısmına ve gözlerin etrafına sürülen ince bir tabaka vazelin polenlerin yapışmasını sağlayıp vücuda girişini bir miktar azaltabilir.
  • Çamaşırlarını bu mevsimde dışarıda kurutmayın.
  • Çocuğunuzun eve girince duş almasını ve giysilerini değiştirmesini sağlayın. Çıkardığı giysilerin yatak odasında kalmamasına dikkat edin.  Duş alması o anda mümkün değilse de ağız ve burnunu yıkaması faydalı olacaktır.
  • Sıcak- kuru ev havası yakınmaları arttıracağı için evinizi nemlendirin.
  • Evinizde tüylü hayvan ve bitki beslemekten kaçının.
  • Yorgan ve battaniyesinin yün yerine pamuklu ve sentetik olmasına dikkat edin ve yatak takımlarını her hafta 50-60 C ısıda yıkayın.
  • Evinizi sık süpürün, silin, toz alın.
  • Evin içinde kesinlikle sigara içmeyin.
  • Burnunu serum fizyolojik (tuzlu okyanus suyu) ile sık sık temizlemek yakınmalarını hafifletebilir.

Aklınıza takılan bir soru varsa 

Email Gönderebilirsiniz

yada arayabilirsiniz  — 0(232) 433 33 33